| — | Bon Jovi. (via yagmurusevenkiz) |
Klişelerden sıyrılıp, huzursuzluklardan arınıp, tebessümlerin armağan edilebildiği bir dünya varmış. Belki henüz kurulmamış ama temelleri atılmış.
Ellerinin çilek koktuğunu düşünen bir kız çocuğu ve gözlerinde o kız çocuğuna ait lunaparklar saklayan bir adam; bu dünyanın sahipleriymiş. Dünya, sadece ikisine aitmiş.
Uğur böcekleriyle alışveriş yapılırmış, ama hep diri olanları işe yararmış. Yanlışlıkla öldürürsen zarara girermişsin.
Kız çocuğunun çekingenliği depreşir; adam, ellerini telkinlerle tutarmış sanki kız çocuğunun.
Yağmur yağdığında haber beklermiş kız çocuğu. Sonra dayanamaz, kendisi haber yollarmış adama.
Bir garip sessizlik olsa bile, kız çocuğu bilirmiş ki; bu sessizlik bile sadece ikisine aitmiş.
Gece uyumadan önce dualarında yer almak istermiş kız çocuğu adamın ve öyle olduğuna da inandırırmış gözbebeklerini. Sonra gözlerini kapattığı zaman adamı görürmüş ve o da geceleri uyumadan önce o adamı dilermiş.
Kız çocuğu, majörse; adam, minörmüş. Ama her ikisinin de 7li akorları kararlı basar, her ikisinin de 9lu akorları kendini dinletirmiş.
Şimdi o dünyayı kurmaya çalışan bu iki insandan birinin, çocukluğunu geçirdiği dünyada hala sahip olduğu dağınık bir odası varmış. Gitmesi gerekiyormuş. Ama adam hep aklındaymış, odasında da, mutfakta da, otobüs durağında ve makyaj masasında bile.
Mutsuzluktan sonra anlıyorsun mutluluğun değerini. Yalnızlıktan sonra öğreniyorsun onun değerini.
Aşkın değerini, afalladıktan sonra anlıyorsun.
O yüzden hep o canını yakanlardan sonra gelenler; senin yanıldığını anlatanlar oluyor. Sana aşkı öğretenler oluyor..
Bu müzik türünü bir şeye sığdıramıyorum. Biraz etnik, biraz alternatif; ama çok özden gelme, belli. Biraz indie, kaygısız.
Kokular bile atayabilirim böyle bir şarkıya. Özlemişlik büyür gibi. Ama kavuşma anları sanki sevgiliyle.
Beğeniyorum.
İnanılmaz hıçkırıklı bir zaman diliminin üzerindeki vişne, hayatımda ilk kez sevinçten hıçkıra hıçkıra güldüm.
“Dance me to the end of love” dinlenir.
Oy.
Bu kadar değil ama bu kadar.
Krallar ve kurallar içeren cümlelerin sonuna nokta konabilir. Pembe, mor ya da beyaz çiçeklerin ballarının hepsinin de sarı renk olmasını içeren cümlelerin sonuna nokta konabilir. Zamanın hızla ilerlemesini ya da hiç geçmemesini içeren cümlelerin sonuna nokta konabilir. Doyumsuzluk ve yetinmenin çelişkisini içeren cümlelerin sonuna nokta konabilir.
Kalabalıklar soğuktur gözyaşına yakın bir yerdeyse burun deliklerin eğer
Sevildiğin zamanlar hayal kırıklığına uğramayı göze aldığın zamanlara eşdeğer
Bir kasabadan yola çıkan şehir otobüsü gibi bulduğun karşılıklar ender
Sevildiğinden eminsen bugün, en mide kramplı, büzük kaygılara bile değer
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Kapalı pencerelerin perdelerinin arkasında duyamazsın rüzgarın soğukluğunu
Bilmiyorsundur vazgeçmiş gözbebeklerinin hayatında hiç görmediğin donukluğunu
Ağzında tadı kalır yarım kalmışlığın ekşiliği, tanırsın burukluğunu
Bu satırları yazacak kadar sahiplenme umutsuzluğunu, olumsuzluğunu
Suratımızdan gülümseme eksik olmasın. Balkonumuzdan saksı çiçekleri eksik olmasın. İçimizden mutluluk eksik olmasın. Biz hiç eksilmeyelim, hep tamamlanalım.
Umarım.
Hepimiz aynı televizyon programlarıyla büyüdük.
Sanki hepimize aynı suni hafıza taklımış…
Hepimizin belli başlı hedefleri aynı.
Hepimizin korkuları aynı. Gelecek parlak değil…
Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız.
Mükemmel bir uyum içinde olacağız.
Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Katı.
Karıncalar gibi.
Böcekler gibi.
Koyunlar gibi.
-Chuck Palahniuk
Çadırlar, saatler, cümleler kurulur. Cümleler ayakta alkışlanır, saatler şaşkın ve alık, çadırlar sudan çıkmış balık.
Banyoda traş bıçakları var, içebileceğim iyot var, yutabileceğim uyku hapları var. Seçim meselesi, yaşa ya da öl! Aldığımız her nefes bir seçim, geçen her dakika bir seçim, olmak ya da olmamak. Kendinizi merdivenden atmadığınız her an bir seçimdir, arabanızı duvara çarpmadığınız her an hayata yeniden başlıyorsunuz.
Chuck Palahniuk

